Neden bazı şeylere bağımlıyım? Silgi gibi mi backspace kullanmak?

Biliyorum, eskisi gibi yazamıyorum. Akmıyor harfler eskisi gibi, kelimeler girmiyor istediğim hizaya. Ama yine de elimde klavye, kafamda düşünceler, derinlerde fikirler. Varım ve buradayım. Yaşım artık 35. 20 yaşındaki gibi genç ve dengesiz değilim. Denge belki de önümdeki engel. Ama yine de kendimi iyi hissetmek güzel. Hissettiğim iyilik iyi oluşumdan değil, o ayrı. İyilik ne ki?

İsmet Özel özgürlüğünde zekice dengesizleşmek istiyorum oysa ben. Yazmak, düşünmek, derin hem boş hem hoş hem de anlamlı konuşabilmek. Oynayabilmek kelimelerle beş taş gibi. Karşıdakini ciddiye almazken ciddiye alınmama korkusunu bastırmak büyük bir haykırış ile. Kim tarafından? Yaratıcı tarafından ciddiye alınmamak kadar korkutucu bir şey yok. Firavunluk değil mi bu bir yandan da? Neden bu cehalet bu kadar anlarken her şeyi. Bilmemek de değil oysa sebebi. Sadece ve sadece. Kabullenmek zor.

Ben de isterdim yazmak şiirler. Ama yazmak için yaşamak lazım. Oysa ben hapisim bütün bu silikon dünyaya. Muşamba dekordan silikon yapılara. Hepimiz birer sayborguz demiştim oysa ben. Hepimiz birer sayborguz ve yaşıyoruz anlamsızca.

Oysa anlamlar üzerine kurmuştum hayatımı. Tüm adımlarımı atarken, her adımda ayrı bir anlam yakalamaya çalışıyordum çocukken. Çocuktum ben, gençlik yaşamadım, birden büyüdüm. Büyüdüğümde çok geç kalmıştım. Ama hiç bir şey olmamıştı daha. Bir anda mı oldu bütün bunlar.

Kelimeleri böyle şımarıkça kullanmak sadece sana ait bir lüks değil İsmet Özel! Çocuktum. Özeniyordum Menteş’e. Sonra bir gün, aniden, fark ettim. O iş öyle değil. İşte geldi aklıma kelimeler. Kelimeler taşıyabilirdi bütün bu yükü. Yine de bu kadar çok insanın olduğu bir dünyada sıradanlık adına yaptığımız farklılıklar, ve benzersiz olmak için bu kadar benzediğimiz insanın arasında, kelimeleri kim dizebilir sıraya bir bayrak töreni gibi.

Evet, biliyorum. Ben de şımarıyorum bu özgürlük içinde. Bunu mesela, kimsenin okumayacağını bilmek büyük lüks. Özgürlük bu olsa gerek. Bir de içimde taşıdığım, yalnız, sakin, ama huzurlu fikirlerim. Artık biliyorum, kabul da ediyorum. Bir tek ben değilim. Benim gibi. Her sabah 9.55’te çalan alarmım gibi.

Bütün bunların yanısıra. Ben galiba, yazmayı seviyorum.